Sevgi Nedir? Nasıl Ölçülür? -Rasyonel bir yaklaşım (serbest yazı)

Giriş

thinking-girl.jpg

Tüm insanların belkide en çok duymak arzusunda olduğu kelimelerin başındadır “sevgi” ve genellikle “seni seviyorum.” cümlesi formunda kullanımı gözlenir. Gene en çok merak edilen şeylerin başında da “beni seviyormu?” yada seviyorsa “beni ne kadar seviyor?” sorusu gelir. Bu duygu “hayvan sevgisi”, “doğa sevgisi”, “silah sevgisi”, “şiir sevgisi”, “böcek sevgisi” gibi daha bir çok formda karşımıza çıkar. Ancak bu kadar konuşulan, yazılan, çizilen, duyulması arzu edilen, “miktarı” merak edilen şu “sevgi” aslında nedir ve nasıl ölçülür? İşte bu yazının amacı -tabii ki rasyonel bir yaklaşımla- bu sorulara bir cevap aramaktır.

Sevgi nedir –Semantik yaklaşım

Sevginin ne olduğunu anlamak yani net bir tanımını yapmak adına öncelikle mecburi dil bilgisi kaynağımız T.D.K dan yararlanmalıyız.

  • art-love.gifSevgi: {İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu: “Sevgi ve dostluk şu dünyada o kadar az bulunan şeyler ki.”- H. Taner.}

Tabii ki “duygu” kelimesinin tanımıda yazılmalıdır;

  • Duygu: {1.Duyularla algılama, his: “Bitkilerde duygu var mı?”. 2. Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim: “Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa duygu payı da ondan az değildir.”-B. Felek.}

Sevgi tanımına duygu tanımını ekleyerek ve birey, nesne, olay, durum vs. gibi sevilebilen her şeyi “şeyler” kapsamına alıp tanımı sadeleştirerek şuna vararız; “İnsanı bir şeye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten, bu şeyin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim.Ancak kalan son parça yani “izlenim” kelimeside tanımlanmalıdır;

  • İzlenim: {1. Bir durum veya olayın duyular yolu ile insan üzerinde bıraktığı etki, intiba, imaj:”İlk izlenim olarak bana pek zeki görünmedi.”-Ç. Altan 2. Ruh bilimi Uyaranların, duyu organları ve ilişkili sinirler üzerindeki etkileri veya belirli bir durumun kişi üzerindeki çözümlenmemiş bütün etkisi, intiba.}

Anlaşımı kolaylaştırmak adına biraz cümlenin yapısıyla oynayıp “izlenim” tanımından gelenleride katarak nihai tanımı yazabiliriz artık;

Sevgi: Bir şeyin insanın iç dünyasında duyular yolu ile bıraktığı etki, intiba, imaj yani uyandırdığı izlenim sonucu ortaya çıkan, insanı bu şeye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten his-duygu.

Kapsamı daraltırsak “seni seviyorum” demek aslında şu manaya gelir; “Benim iç dünyamda duyular yolu ile bıraktığın etki, intiba, imaj yani uyandırdığın izlenim sonucu ortaya çıkan, beni sana karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten bir duygu besliyorum.” (Sevgilinize bir de bu şekilde “seni seviyorum…” demeye çalışın bakalım ne anlayacak.)

lovers-magritte.jpgYeri gelmişken “aşk” kelimesininde tanımını yazalım;

  • Aşk: { Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi: “Gönlüm düştü bu sevdaya / Gel gör beni aşk neyledi.”-Yunus Emre.}

Demek ki aşkta “aşırı sevgi ve kesin bir bağlılık duygusu” var. Aynı şekilde “sana aşığım” demek şu manaya geliyor; “Benim iç dünyamda duyular yolu ile bıraktığın etki, intiba, imaj yani uyandırdığın “fevkalade” izlenim sonucu ortaya çıkan, beni sana karşı “çok” yakın ilgi ve “kati” bir bağlılık göstermeye yönelten “aşırı” bir duygu besliyorum.” (Aşkınızı bu şekilde ifade edecek olursanız karşı tarafın varsa size karşı olan aşkını soğutabileceğinizi sakın aklınızdan çıkarmayın. -Neden mi?)

Sevgi nedir –Empirik yaklaşım

false-mirror.jpgArtık şu sıkıcı semantik yaklaşımı bir tarafa bırakıp “sevgi” denen duyguyu (daha empirik bir yaklaşımla) rasyonalizasyon sürecinden geçirebiliriz. Bu amaçla bir duygunun ne olduğunun anlamak adına o duyguyla birlikte varolan diğer oluşumlara bakmak faydalı olabilir. Böylece yaşadığımız deneyimler ve gözlemlerden gerçekliği “pek muhtemel” şu argüman sunulabilir;

Bir şeyi sevmek eş zamanlı olarak o şeye önem vermek demektir. Böylece bilinçli ve/veya bilinçsiz olarak o şeye değer verir, bir değer biçeriz. Bu değerin miktarı ve mertebesi o şeyin iç ve dış dünyamıza olan etkileri ile oranlıdır ve her an değişime açıktır.”

Açıklık adına “önem” ve “değer” kelimelerinin anlamlarınıda yazarsak;

  • Önem: {Bir şeyin nitelik veya nicelik bakımından değeri olma durumu, ehemmiyet.}
  • Değer: {Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet.}

Sonuç olarak eğer bir şeyi seviyorsak ona -pozitif yönde- önem ve değer veriyoruz demektir. Ters yönlü olarak bir şeye önem ve değer veriyorsak o şeyi sevdiğimiz sonucuna da varırız. Yani; {sevgi vardır <=> önem ve değer vermek vardır}

Bu sonuç sevgi nedir ve nasıl ölçülür hususunu değerlendirirken işimizi kolaylaştırmaktadır. Zira önem ve değer vermek derken artık daha ölçülebilir, daha kolay kavranabilir şeylerden bahsediyoruz. (Okur kendi deneyim ve gözlemlerine dayanarak bu argümanı sınayabilir. Bu sebeple bu argümanı destekleyecek örnekler vermeyi gereksiz buluyorum.)

dog-drinking-soda.jpgSevgiye nazaran hoşlanmak -hazzetmek- gibi daha kısa süreli ve yüzeysel bir duygu oluşumunda genel ve uzun süreli bir “önem vermek - değer vermek” oluşumunun tetiklenecek olduğunu iddia etmek doğru olmaz. Örnek olarak; “bir yabancı tarafından kendisine süt uzatılan bir köpeğin süt veren yabancıya o an için dikkatini vermesi ama bir önem ve değer vermemesi” sunulabilir. Zira önem vermek, dikkat vermekten daha kompleks ve uzun süreli bir oluşumdur. Eğer bir şeyi sevdiğimizi iddia ediyor ama önem ve değer vermiyorsak bu duygu hazzetmek-hoşlanmak kapsamına sokulmalıdır.

Gene aynı köpek örneğinden devam edersek; Bir köpeğe süt vermek işi hergün tekrar edilmeye başlanırsa köpek süt veren kişiye karşı önem ve değer vermeye başlayabilir. (Yolunu beklemek, gördüğünde heyecanlanmak gibi.) Hele bu köpek aç bir sokak köpeğiyse verdiği önem ve değerin şiddeti göreli artacaktır. Böylece köpeğin süt veren insana karşı beslediği sevgiden bahsedilebilir. (Yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu olarak.)

Bu bağlamda bir şeye karşı sevgi duyulmuş ise o şeye karşı ama az ama çok bir şekilde önem ve değer verildiğini iddia etmek yanlış olmaz. Ki bu argüman sevgi denen duygunun anlaşılması ve ölçülmesi adına daha düz ve sağlam bir zemin oluşturmaktadır. (Duygulardan bahsediyor olduğum için kesin-kati bir iddia da bulunmuyorum. Kesinlik değilde pek muhtemel olandan bahsediyorum.)

Sevgi nasıl ölçülür

oscilloscope1.jpgMadem ki “beni ne kadar seviyorsun?” diye sıkça sorulan bir soru var öyleyse sevginin miktarıda ölçülmelidir. Ancak bu maksatla insan kolunun cetvel olarak kullanmasından daha rasyonel bir teknik tercih edilebilir. Hatta salt bilimsel bir ölçme tekniği bile önerilebilir!

Bu bağlamda sevgi miktarı yerine sevginin magnitüdünden -büyüklüğünden- bahsedebiliriz. Sevginin magnitüdü sevilen şeye karşı sarfedilen -istemli yada istemsiz, bilinçli yada bilinçsiz- tüm eforla açığa çıkan enerjinin bir ölçüsü olarak tanımlanabilir. (Enerji derken fiziksel enerjiden bahsediyorum. Metafizik olandan değil.) Bu amaçla matematiksel bir model yaratılıp tıpkı “Richter ölçeği” gibi bir “sevgi ölçeği” oluşturulabilir. Böylece sevilen şeyin beyinde ve bedende yarattığı ölçülebilen tüm aktivitelerin -mekanik, biyokimyasal, elektriksel aktiviteler gibi- açığa çıkardığı enerji ölçülerek sevginin magnitüdü “sevgi ölçeğinde” sayısal bir değere karşılık düşürülebilir.

Aynı şekilde sevginin şiddetide ölçeklendirilip kullanılmalıdır. Zira sevginin magnitüdü yani açığa çıkardığı enerji kişiden kişiye göre farklı tesirlerde bulunacaktır. -Tıpkı M büyüklüğünde bir depremin farklı coğrafyalarda farklı şiddetlerde hissedilmesi gibi. (Bunları okuyan romantiklerin surat ifadesini inanın bende çok merak ediyorum.)

nimh_07.jpgAma bu salt bilimsel ölçme tekniğine alternatif olabilecek çok daha pratik ve insani bir teknik kullanmak da mümkün. Bu bağlamda “beni ne kadar seviyor?” diye sormak yerine “bana ne kadar önem ve değer veriyor?” diye sormakla başlamak gerek. Bu şekilde hem kalitatif hemde kantitatif değişkenleri değerlendirerek subjektifte olsa ayakları yere basan bir sonuca varılabilir.

“Bana ne kadar önem ve değer veriyor?” sorusundaki önem mertebesi ve değer miktarını belirlemek adına -örnek olarak- ilk etapta şu sorulara cevap aranabilir; “Her gün sadece beni düşünmeye ne kadar zaman harcıyor?” (Zaman-kantitatif), “Cebindeki paranın yüzde kaçını beni memnun etmek için harcıyor?” (Oran-kantitatif), “Benim için nekadar uzak bir mesafeden geldi?”(Yol-kantitatif), “Hangi sıklıkla beni arıyor?” (Frekans-kantitatif), “Benim için derin düşünceler besliyormu?”(Kalitatif), “Beni anlamak, derinime inmek istiyormu?” (Kalitatif), “Bana aldığı hediyede espri düzeyi ne?” (Kalitatif) … vs. Ancak değerlendirmenin kişiden kişiye göreceli olduğu farklı kişiliklerde çok farklı referanslara göre değerlendirme yapılması gerektiği unutulmamalıdır. Örnek olarak Camus’un Mersault’u ve Polyanna gibi iki farklı karakter incelenebilir. Aynı şekilde insan bir şeyi ne kadar sevdiğini anlamak için kendi içinde de aynı sorgulamayı yaparak -bir başkasının sevgisini değerlendirmeye nazaran- daha da yaklaşık bir sonuca ulaşabilir.

Sonuç

Sonuç olarak sevgi, aşk -veya zıttı nefret- gibi insan hayatının merkez ekseninde varolan duygular sanıldığı kadar gizemli olmayabilirler. Bu yazının maksadı birazda espri katarak bu ihtimali ortaya koymaktır aslında. Dahada derinlere inilirse sevgi denen duygunun hayatta kalma ve üreme içgüdülerinin yarattığı bir takım ilkel dürtüler sonucu oluştuğu bile tartışılabilir. Ama herşeyi tadında bırakıp sevgi denen bu güzel duyguyu daha da irdeleyerek suyunu çıkarmamak gerek diye düşünüyorum. (Sevgiyle kalın…)

18 yorum ↓

#1 JerenCe on 12.16.07 at 11:12 pm

Bu yazıyı okuyunca garip bir tezat yaşadım; hem hiç sıkılmadan, zevkle okuduğum yazılar içerisinde yerini aldı, hemde tuhaf bir şekilde beni rahatsız etti. (Sanırım suyunu çıkardığım birşeyler olduğunu farketmek gbi.)
Tabloyu çok güzel çizmişsin. Yine de konuyu rasyonel olarak ele aldığına göre; sevginin magnitüdünden bahsederken, istatiksel bir yaklaşım daha anlamlı olurdu. Böylece deprem örneğinde olduğu gibi; hangi tip insanlarda, hangi tahribatlara neden olduğunu görme imkanı olabilirdi. ( İstatiklerde böyle bir araştırma yoksa, belki insanlık adına birileri yapar :) )

Bazı noktalarda sana katılmadığımı belirtmem lazım; “sevgi ölçeği” diye birşey yoktur. Zira bunu ölçeklendirmek kadar saçma birşey yok. Ayrıca; “ne kadar önem ve değer verdiği” değil, ne kadar önem ve değer verdiğin daha önemli değil midir? Zaten severken karşımızdaki için değil, kendimiz için sevmeyiz mi? Yapılan herşey, egomuzu şımartmak için değil mi?
Derin mevzu….

#2 levent soyarslan on 12.17.07 at 10:36 am

Sevgili Ceren

Bu bir makale olmadığı için aslında itirazlarına cevap vermem anlamsızdır. Ama “rasyonel bir yaklaşım” diyerek rasyonel bir cevap yazmam gerekiyor sanırım. Bu sebeple itirazlarına cevap vermeye çalışacağım;

1. İtiraz
“konuyu rasyonel olarak ele aldığına göre; sevginin magnitüdünden bahsederken, istatiksel bir yaklaşım daha anlamlı olurdu. Böylece deprem örneğinde olduğu gibi; hangi tip insanlarda, hangi tahribatlara neden olduğunu görme imkanı olabilirdi. ( İstatiklerde böyle bir araştırma yoksa, belki insanlık adına birileri yapar :) )”

2. İtiraz
“sevgi ölçeği” diye birşey yoktur. Zira bunu ölçeklendirmek kadar saçma birşey yok.

1 ve 2 ye cevap:
Richter ölçeği istatistiksel bir ölçek değildir. Aynı şekilde M yani depremin magnitüdü depremin açığa çıkardığı enerjinin ölçümünün bir ifadesidir. Formül şöyle: M=2+(2/3) logW, M = magnitüd ve W = Ton bazında TNT nin eşdeğer enerjisi. Aynı şekilde “sevginin magnitüdü” derkende bu noktada istatistikle işimiz yok.:) 2. itiraz bana pek rasyonel gelmedi:) Eee tabii ki böyle bir şeye gerek yok bencede:)) (espri bu yanii:))

“hangi tip insanlarda, hangi tahribatlara neden olduğunu görme imkanı olabilirdi…” demişsin.

Bunun için yazıda sevginin şiddetinin ölçeklendirilebileceğini önermiştim. Bu etapta istatistiksel bir çalışma bencede yararlı olabilir.:)))

Şaka maka derken büsbütün suyunu çıkarmayayım ve bu yorumu daha uzatmamayım :))

#3 Selin on 12.17.07 at 10:56 am

Bu yazıya yapılabilecek tek bir yorum var. Böyle bir yazıyı yazan biri bence hasta ruhlu biridir!

#4 JerenCe on 12.17.07 at 12:49 pm

@ Selin, bu yazıyı okuma gereği duyan biri de pek normal sayılmaz ohalde ;)

#5 levent soyarslan on 12.17.07 at 1:20 pm

Selin yorumuna saygım var. Peki ama “neden” böyle düşünüyorsun diye sorsam? (Sanırım cevap sorunun içinde zaten saklı:))

#6 uğur on 12.17.07 at 4:20 pm

Canlılar neden sever? Bu duygu neden oluşur? ve en önemlisi nasıl oluşur? bu sorular uzun zamandan beri beynimi kemiriyor :) Laf arasında Annem’e söylediğimde verdiği tepki: “tövbe tövbeee” oldu :) Arkadaş ortamında da bu konuda konuşurken/tartışırken aldığım tepki “manyakmısın olum sen?” oldu. Bu yüzden @Selin kişisinin “hastasınız siz!” tarzında yorumuna hiç şaşırdımadım :)

Yazıya gelince, sorularıma gene cevap alamadım :) Çünkü benim merak ettiğim sevginin/duygunun/ilginin neden ve nasıl oluştuğu…

Ve son olarak, seni seviyorum levent abi :)

#7 Selin on 12.17.07 at 4:46 pm

Jerence nece konuşuyosun anlamıyorum seni… ;)

#8 levent soyarslan on 12.17.07 at 5:17 pm

Uğur “genel” olarak duyguların neden ve nasıl oluştuğu konusu bu yazının kapsamının çok üstünde bir konu. Bunun için psikiyatri, nöroloji, biokimya gibi alanlarda yapılan araştırmaları ve makaleleri incelemeni tavsiye ederim.

Gene sevgi denen duygunun neden ve nasıl oluştuğu konusu ise gene aynı bilimsel çerçevede irdelenebilir. Ama dikkat edersen aslında yazıda empirik yaklaşım bölümünde verdiğim süt içen köpek örneği biraz olsun “canlılar neden sever?”, “sevmek denen duyguyu ne tetikler?” sorusuna kısmi bir cevaptır. Hatta sonuç bölümünde tekrar değindim gibi; “Dahada derinlere inilirse sevgi denen duygunun hayatta kalma ve üreme içgüdülerinin yarattığı bir takım ilkel dürtüler sonucu oluştuğu bile tartışılabilir.” demişim. “Sevgi nasıl ölçülür” bölümünün başındaki “salt bilimsel ölçme tekniği” ile ise espriyle karışık aslında bu duygunun nörolojik, biokimyasal…vs olarak incelenebileceğine değinmişim. Bunları bir daha tahlil edersen “canlılar neden sever” sorusuna kısmi bir cevap vermekte olduğumu göreceksin. (Sonuçta bu yazı bir serbest yazı ve bir makale değil. Sıkıcı olmamak adına kısa, öz, espirili, renkli yazmak gerek. Haa bu konuda bir makale yazmayı asla düşünmüyorum ayrıca.)

Bunları bir tarafa bırakalım ve bence çevrendekilere çok yerinde bir soru sormuşsun. Anneni ve çevrendekileri dinleme sakın.) Yada dinle ama işine geleni uygula. Çetin Altan’nın şu sözünü de aklından çıkarma; “Anasının babasının sözünü dinleyen çocuk mundar olur” :)

#9 barış atasoy on 01.01.08 at 2:46 pm

Sevgi ölçümündeki devrimsel yaklaşımına biraz da deprem konusundan feyz alarak, minik bir ekleme yapmak isterim. Bence, şiddet ve diğer faktörler kadar, sevginin dikey atımlı mı, yatay atımlı mı olduğu da son derece önemli bir husustur.

Bunca okuma üflemeden sonra, anlaşılıyor ki, sevgi bir gerizekalılık halidir. Hoştur ve yaşanmalıdır. Genç arkadaşlara, sevgiye inanmamalarını ama sevgisiz de kalmamalarını öneriyorum.

Sevgi denen şeyin dönek icadı olduğunu düşünüyorum. Çok sayıda soyut kavram üzerinden tanımlanmaya çalışan bir “şeyi” yaşamaya zorlanmaktayız gibi bir durum var. Anlaşılan o ki, bağlılık, sadakat, anlayış gibi kavramlar birilerini kasmış ve sevgi diye birşey uydurulmuş. Öyle güzel bir kavram ki, iki sapık birbirlerinin kulaklarını yiyerek de sevgilerini ifade edebiliyorlar.

Sevgi, kutsiyet gibi kavramların şahane medeniyetimiz içinde giderek önem kazanacaklarını düşünüyorum. Bu gibi her tarafa çekilebilecek, metafizik kıvamındaki safsatalar, insanların zaten oldukça boş olan kafalarını bol bol meşgul edecek, onları daha kolay yönetilebilir, uyumlu varlıklar haline getirecektir. Ayrıca, bu kavramlar üzerinden her türden tüketim ve savaş çılgınlığı kolaylıkla tetiklenebilir (benim en sevdiğim çiçeği ezdin, öyleyse acılar içinde gebermelisin gibi)

Bilimsel bir ütopya (ya da imkansızlık) olarak sevgimetre’nin icadı, kuşkusuz insanlığın gidişatını değiştirir. Kendi içinde hoş bir ironi de taşıyan, felsefe dolu bir alettir bu: son tüketim çılgınlığı! Herkes koşup bir tane edinecek, sevgi ölçülebilir hale geldiğinde de, tüketim çılgınlığı büyük oranda azalacaktır (çünkü sevgimetre göstermektedir ki, 80.000 Euroluk BMW’min sevgilim üzerinde yarattığı etki ihmal edilebilecek kadar küçüktür. Oysa, bunun yarısını iki çocuk okutmaya harcayarak onların “gerçek” sevgisini kazanabilirim; yarısıyla ise en ala Ruslarla günümü gün edebilirim. Böylece, hem gerçekten sevip sevilmekte -burada bahsettiğim aşk anlamında kullanılan safsata değil, samimi duygulardır-, hem de alakasız bambaşka kaynaklardan, sevgimetre icad olmadan önce sevgi denen bilinmezlikle beklediğim tensel zevklerin meyvelerini fazlasıyla toplayabilmekteyim)

Yorumuma kendi yazdığım dizelerle son vermek isterim:

Ben bir sevgi kelebeğiyim,
Aşktır kanatlarımı dolduran rüzgar…
Yalanlarım ılık bir meltemdir,
Cananın kalbinde yareler açan.

Ben bir sevgi kelebeğiyim,
Açıklanamaz duyguların taciri,
Kendi karanlığımdan ışık vadeden
Bir imkansızlık ve gizem yumağıyım

Ben bir sevgi kelebeğiyim,
Kayıp ruhlardır benim besinim
Ey yolunu şaşırmış sevgilim,
Bil ki, ben senin değilim

Tırtıldım bir zamanlar,
Acıların üzerinde maharetle yürüyen,
Ve sen, ey sevgilim,
Çetin dağları aşıp sana geleceğimi sandığında,
Artık ben bir tırtıl değildim…
Kanatlandım uçtum,
Ben artık bir sevgi kelebeğiyim
Kanayan yüreklerin kokusunu alan,
Zevke doymayan bir böceğim.

Saygılar

#10 levent soyarslan on 01.03.08 at 12:07 pm

Şaka maka derken şiir olayını hayli ilerlettiğini görüyorum. Yanlız naiflere tepkiden olsa gerek her ikimizde de kara şiire bir eğilim var sanki:)

Bu arada şu sevgimetrenin icadı üzerine -yazdıklarından yola çıkarak - insanın aklına enteresan öykü fikirleri geliyor.

Sevginin muğlak bir kavram olarak kalması gerçektende birilerinin işine geliyor olabilir. Bundan da kısa bir hikaye çıkar tabii. Ama sevginin, insanların sevdiği şeyler uğruna çabalamalarının bazen ölümü bile göze almalarının çok insanı, çok üst bir şey olduğunu savunmakla beraber akılsız, dürtüsel sevginin bir tehdit olabileceğinede katılmaktayım.

Her şeye rağmen -klişe olacak ama- sevmek sevilmek güzeldir. Çünkü sevgi değer vermektir ve bu sayede evrende bir varolup bir yok olan bizler, onlar, bunlar yani tüm ruhlar bu şekilde bir değer kazanmakta(sevilerek) ama en önemlisi bir değer kazandırmaktadır.(severek) Hatta biraz iddalı olacak ama anlam kazanır… (Hem bakma sen sen ve ben de sevgi dolu insanlarız, nedenmi? çünkü her ikimizde dünyadaki yanlışlıkları sömürmek, işimize geldiğince kullanmak yerine bu yanlışları düzeltmek adına, insanları uyandırmak adına ama az, ama çok, ama önemli, ama önemsiz, bir çaba gösteriyoruz. Demek ki biz insanı ve hayatı seviyoruz. -İnan bana sadece yazmak için gösterdiğimiz eforun yüzde biriyle bir camii fonu kurup, yada fesatlı bir ihaleye karışıp çoktan voleyi vurmuş şimdi bahamalarda içkimizi yudumluyor olurduk.

#11 JerenCe on 01.04.08 at 1:16 am


“Tırtıldım bir zamanlar,
Acıların üzerinde maharetle yürüyen,
Ve sen, ey sevgilim,
Çetin dağları aşıp sana geleceğimi sandığında,
Artık ben bir tırtıl değildim…
Kanatlandım uçtum,
Ben artık bir sevgi kelebeğiyim
Kanayan yüreklerin kokusunu alan,
Zevke doymayan bir böceğim.”

Bu dizeler çok anlamlı geldi, yalnız içinden masum kelebeği çıkarmak daha uygun olurdu, Barış Bey.

#12 Aşk Böceği on 01.04.08 at 4:19 pm

Fare dağa küsmüş, dağın haberi olmamış…

#13 emin bıyık on 01.11.08 at 6:44 pm

Aşk bir matematik değildir denklemi yoktur.mv2 gibi yada Bir denklemi yoktur,Belki vardır Ama!! Levent daha iyi bilir 20 bilinmeyenli denklem gibimi,ne biliyim yaa,Ama iyidir

Aşk, tek başına hiçbirşeydir güzel olan,Kompenentleri ile beraber olmasıdır.
Dokunmak,
sevişmek,
korkmak,
endişelenmek,
Dünyanın iki kişilik olması,
kör olmak,
Saçmalamak,
Sahip olmak,

AŞkı en iyi anlatan şiir.

MİLYON KERE AYTEN.

Ben bir Aytendir tuturmuşum oh ne iyi
Aytenli içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Bıraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum
Şiirler yazıyorum Ayten üstüne
Saatim her zaman ya Aytene beş var
Yada Ayteni beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor

Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları

Başka kadın övmeyin yanımda gücenirim
Ayteni övecekseniz ne ala oturabilirsiniz
Bir kadehte sizinle içeriz Aytenli
İki laf ederiz
Onu sizde seversiniz benim gibi,
Ama yağma yok Ayteni size birakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim,
Cebimde bir on liram var
Onuda alın gerekirse
Ben Ayteni düşünürüm üşümem.
Üç kere adını tekrarlarım karnım doyar
Parasızlık da bir şeymi
Ölüm bile kötü değil,
Aytensizlik kadar

Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen tirenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler,
onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var ayten
Bundan böyle dünyada,
Aşkın adı Ayten olsun

Güzeldi beee,

Birde Levent Buna Bilgisayarlı,JAn janlı,Ulturasonik -manyetik rezoranslı Lazerli “”Aşk Ölçer yapar olur biter.
Bende CNC işlerini yaparım CAM CAD’de.

saygılar,çok uzunmu oldu ne! tesisatmı bağladım?na yapayım öyle oldu,

İş sayfanın sahibine kaldı ister yazar ister siler.

Kaynak Ü.Y.oguzcan

#14 asya on 01.20.08 at 1:25 pm

okadar anlamlı bi yazı ki.bence bi ders çıkarılması gerekiyor.tşk

#15 gulden biri on 01.28.08 at 3:37 pm

Sevgili Levent Soyarslan,
Öncelikle yazılarınızda bizi bilgilendirdiğiniz için tşk ederim. 1 tesadüf eseri yazılarınızla buluşmam çok iyi oldu. Benim hem roman hem de öykü çalışmalarım var ve bunları noterde onaylatmamın bedeli bir hayli yüksek. Eczacıbaşının hazırlamış olduğu dijital tastik sitesini deneyeceğim. Umarım doğrudur. Benimde sizlerle paylaşacağım bir alıntı anekdotum olsun mu?
Leo Buscaglia, İtalyan asıllı bir düşünür ve yazardır. Güney california’da felsefe öğretmenliği yaptığı üni’de, öğrencilerine şu soruyu sorup onları hazırlıksız yakalamıştır.
” Ölümünüze bir hafta kaldığınızı öğrnmiş olsaydınız ne yapardınız?”
ve öğrenciler bu tek soruluk sınav kağıdına aynı yanıtı vermişler.
“Hemen sevdiğimiz insana koşar ve ona SENİ SEVİYORUM sözlerini söylerdik…”
Hoca öfkeyle sınıfa haykırmış ve;
” Bu sözcükleri sözylemeniz için ölmeniz mi gerekirdi?!”
Hocanın bu sözleri söylemesinin hemen ardından tüm sınıf hızla boşalmış…:))
Sevgi yüreğinizden bahar gönlünüzden eksik olmasın…

#16 pınar on 02.14.08 at 4:35 pm

BU SİTE İĞRENÇ BİR SİTE BEN YAZDIM YAZININ İNSANLARA ÖNEMİ NE DİYE BURDA AŞK LER GÖSTERLİYOR ÇOK KÖTÜ SİZİ

#17 aydanur on 04.29.08 at 3:30 pm

evet seviyodum ölesiye ama sonunda avucumun içnden kayıp gitti

#18 ela on 05.07.08 at 2:59 pm

ya ben çok fena bir şekilde aşık oldm ve kendi sevgimden dolayı onun beni sevip sevmediğini anlayamıyorum nasıl yapmalıyım. bence seven insan sevdiğine dokunmaya kıyamaz , seven insan sevdiğinin elini sımsıkı tutar, seven insan sevdiğinin çiğnediği ekmeği ağzndan alıp çiğner bence sevgi budur ama bunu yapmayanlar sevmiyo diye bir şey yoqtur.ama ben oka dr çok aldatıldım ki işite artk kmseye güvenemiyorum ve bana önerilerinizi bekliyorum:D ela

Yorum Yaz