Bir arkadaşım “inanç ve Özgürlük” başlıklı makalemi okumuş ve makalenin sonunda neden kaynakça bölümü olmadığını merak etmiş. Yüzüm kızardı zira “kaynakça” bir makalenin olmazsa olmazlarındandır. Bu şekilde yazarın makalesini hazırlarken hangi kaynaklardan yararlandığı, nerelerden alıntılar yaptığı ve makalenin ne kadar derleme ne kadar orijinal olduğu anlaşılır. Bende derhal sayfama girip yayınlamış olduğum makalelerin alt kısmına “Kaynakça” bölümü ekledim ve yanlarına da “Bu makalede hiç bir kaynaktan alıntı yada derleme yapılmamıştır.” açıklamasını düştüm. (Makale yazarken bir cümle kadar bile olsa alıntı yada derleme yaparsam bunu kaynakçada belirtirim! Tamamen orijinal olanlara da bundan böyle yukarıdaki açıklamayı not düşüceceğim.)
Bu çok önemli bir konu zira fikir hırsızlığı özellikle ülkemizde diz boyu. En kötüsüde akademik camiamızdan çıkan fiyaskolar. Bir çok akademisyen oradan buradan arakladıkları fikirleri makale, hatta tez haline getirip bu derlemeleri gene akademik camiaya yutturmaya çalışmaktadır. (Hatta bazıları abartıp kelimesi kelimesine araklama kitaplar yayınlamıştır. Bunlar hırsızlığın yüz karası “fikir hırsızlığı” suçunu ömür boyu sırtlarında taşımaya mahkum olan zavallılardır.)
Ancak günümüzde fikir hırsızlığının hat safhaya ulaştığı bir yer varsa o da internet ortamıdır. Sadece internet üzerinden makale, hikaye, roman, şiir gibi fikri çalışmaları yayınlamanın en büyük dezavantajı basılı yayıncılıktaki tasdik mekanizmasının burada işlemiyor olması. Eseriniz basılıp yayınlandığında bir ISBN alır. (International Standart Book Number) Bu şekilde çalışmanın kim tarafından ne zaman yayınlandığı otomatik olarak tasdiklenir. Böylece bir itham yada hırsızlık durumunda ISBN -telif hakkı koruyucu bir sistem olmasada- size kendinizi savunabileceğiniz resmi bir delil sağlar. İnternet ortamında da ISBN gibi işleyecek bir mekanizmaya ihtiyaç var. Ancak bu hizmet dünya çapında saygın ve kar amacı gütmeyen bir kurum tarafından sağlanmalı. (Mesela üniversiteler bu iş için uygun bir zemine sahipler. Bizden de ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi gibi üniversiteler böyle bir projeyi üstlenerek dünya çapında bir ilke imza atabilir. -Sizce böyle bir olasılık varmı…?)
Gerçekten de yapılması gereken iş o kadar basit ki; İnternet üzerinden resmi başvuruyla gelen PDF -Portable Document Format- dosyalar içeriğe bakılmaksızın ünik bir kod numarası atanarak numaralandırılır ve bir veri tabanına kaydedilip arşivlenir. Bu hizmeti veren kurum veri tabanında sakladığı içeriği kontrol edip yayınlamak zorunda olmadığı gibi telif hakkıda sağlamaz. Buradaki maksat sadece fikri mülkiyetin korunmasında delil olabilecek somut kanıt yaratan bir arşiv oluşturmaktır. Ayrıca sadece işin ciddiyetini arttırmak ve bozucu girişimleri önlemek üzere dosya boyutuna oranlı küçük bir bedel talep edilebilir. (Belki şimdi bizimkilerin dikkatini çekebilirim:)
Böylece -ISBN gibi- ünik bir numara atanmış eserin kısmen yada tamamen fütursuzca çalınması halinde eserin gerçek sahibi olan kişi göğsünü gere gere bu hırsızlığı ifşa edebilir. Bu çok önemlidir zira kimse kafa patlatıp yarattığı eserin oradan buradan tırtıklanarak parçalara bölünmesine seyirci kalmak istemez.
Ama en önemlisi “düşünen insan” egosantriktir! (Doğal olarak bir çoğu da fikri mülkiyetcidir.) Ürettiklerinin ona ait olduğunun tasdiklenmesini ister. Böylece toplumda itibarını arttırıp egosunu tatmin edebilir. Böyle bir sistemin oluşumu kar amacı gütmeyen -ama egosantrik- düşünür ve yazarları tetikleyip tozlu harddisklerin bir köşesinde durmaya mahkum eserlerini internet üzerinden yayınlamalarını sağlayabilir. Böyle bir “merit” yaratılması bu hareketin internet ortamında büyüyerek kitlelere yayılmasına sebep olabilir. Ki bu toplumun bugün için fazla itibar etmediği -her türden- fikri üretkenliği zamanla maddi zenginlik gibi “insan dişisinin” doğal ve baskın seçim kriterlerinden biri haline getirebilir. Böylece insan evriminin pozitif yönde ilerlemesine yönelik çok önemli bir adım daha atılmış olur! (Bu evrimci neo sosyalist düşüncenin bir varsayımıdır.)
Not: İnternet ISBN si tarzı resmi bir sistem şu an tasarım aşamasında olabilir. Ancak ben bu tarz bir şeye rastlamadım. Sadece internet noterliği gibisinden tasdik yapan ve resmi olmayan bazı girişimci sitelere rastladım.
8 yorum ↓
Birkaç aylık periyodlarla, sitelerin eski kopyalarının en azından bir kısmını saklayan bir sistem var. Bu çok eski bir site; adını unuttum ama Alexa sitesinde, sol tarafta linki hala var. Bu sistem geliştirilirse, bahsettiğin derde deva olabilir. Böylece, bürokrasi çarklarının ağır ve “şüpheli” döndüğü “gerçek hayat” kurumlarından birini de Internet’e sokmadan, “kendi aramızda” çözebiliriz sorunu.
Gelgelelim, bunun yargıcı Google olmak zorunda diye düşünüyorum. Çünkü sen mahkeme kararı da çıkartsan, “korsan yayıncılar” bir şekilde senin yazılarını ve fikirlerini çalmaya devam edecektir. Hırsız o kadar çokki, hepsiyle birden mücadele etmek pratik olarak imkansız.
Meritokrasi düşlediğimiz düzen tabi seninle birlikte:) Gelgelelim burada şöyle bir yanlış var: Ne bileyim, Voltaire’de olsan, insan dişisi çok daha fakir, çok daha aptal, çok daha ruhsuz bir adam olan Don Juan’ı seçecektir:). Tartışmanın devamını -bunca senedir artık bu konuda söylenecek yeni bir laf bile kaldıysa!- içki masasına bırakıyorum:)
Evet ya “meritograsi”, belki bir gün…:)
İnsan dişisi yorumuna gelirsek;
Aslında o paragrafı tekrar okursan
“Ki bu toplumun bugün için fazla itibar etmediği -her türden- fikri üretkenliği zamanla maddi zenginlik gibi “insan dişisinin” doğal ve baskın seçim kriterlerinden biri haline getirebilir.”
derken baskın seçim kriterlerinden biri diyorum. Yani mertebesini söylemiyorum. Tabiiki don Juan olmak kriteri en öndedir. Ama en azından zengin adam olmak kadar baskın olabilir akıl kriteride diyorum özetle; İster zengin ister akıllı ol -istersen ikisi birden ol
Don Juan her daim golü atacaktır bencede:) (Maksat sadece gol atmaksa tabii) ve hem zengin hem akıllı hemde Don Juan olma olasılığın yok:) Yani ortada bir yanlış yok…
Cevabımı Freud un şu sözleriyle bitirmek isterim. (Sadece yazasım geldi ondan yazıyorum)
“The great question that has never been answered, and which I have not yet been able to answer, despite my thirty years of research into the feminine soul, is “What does a woman want?” demiş…
Aslında Freud bilakis bu sözüyle gerçekte kadının ne istediğini çok iyi anladığını anlatıyor bana. Eminim bu üst düzey yağcı sözle kaç kadın bir anda çözülüvermiştir… :) Freud iyidir ama pazarlamacı yanıda iyidir mağlum sebepten:)
İnternet ortamında fikir hırsızlığı ve mülkiyetin korunması açsından ne güzel bir yazı hazırlamışsınız, tebrikler diyecektim ki, vazgeçtim.
Keşke internet ortamında bahs geçen “insan dişisi”nin mülkiyetini koruyacak birileri de çıksada, kadınların seçimleri hakkında ki düşüncelerinin kendilerine ait olduğunu ve erkekleri don Juan değil, kendi kimlikleri için tercih ettiklerini anlatabilse.
Bunu anlayacak kapasite varsa tabi (erkeklerde)
Sayın jeren hanım
Bloğumda ki serbest yazılarımın ve bunların yorumlarının olabildiğince içten, açık olmasını istiyorum. Bu yüzden Barış’ın yazdığı ve benim cevapladığım yukarıdaki gibi yorumlara izin veriyorum burda. Sizin yorumunuzda böyle o yüzden açık ve net olarak -hakkımda- negatif olsa da duygularınızı içtenlikle belirtmiş olmanız ne güzel. Bu arada bu şekilde davranmamın blogumun reytingini düşürecek onuda biliyorum. Tabiiki maksadım daha çok okura ulaşmak ama bunu kendimden ödün yapmadan gerçekleştirmek zorundayım.
“It is dangerous to be sincere unless you are also stupid.” demiş Bernard Shaw
Bence bu söz çok doğru “sincere” olmak bir aptallık. Ki ben blogumda bunu yapıyorum….
Levent Bey, reytingle ilgili bir endişe taşımanız yersiz, zira serbest yazılarınıza diyecek lafım yok, üstelik çokta başarılı olduğunuzu düşünüyorum.
Benim eleştirim yoruma aitti. Dediğiniz gibi bu da benim fikrim.
Elbette bir yazar olarak, dilediğini özgürce yazabilme ve bir çizgiye sahip olabilme yetisi, daha çok okur demek ve daha çok okur da, daha çok eleştiri demektir.
Arkadaşlar, tasdix.com adresi üzerinden Eczacıbaşı online artık sanal onay hizmeti veriyor. Yasal olarak da kabul edilmiş.
Bu siteye üye olduktan sonra, bilgisayara yüklenen bir program yardımı ile, kayıtlı olan herhangi bir dosyaya (txt, jpg, ya da başka herhangi bir dosya formatı) sağ tıkladığınızda “Tasdixle” seçeneği karşınıza çıkıyor.
Dosyayı tasdixlediğinizde, internet üzerinden dosyaya ait bir fingerprint, parmak izi dosyası yaratılıyor ve bu dosya (asıl dosya değil) tasdix serverinda ve pcmizde saklanıyor.
Böylece makinemizde o dosyanın o tarihte sizin adınıza kayıtlı olduğunu onaylayan bir noter belgesi saklanmış oluyor.
Dosyanın ve parmakizinin saklanması bizim sorumluluğumuzda. Unutulmaması gereken şey onaylanan dosyanın değiştirilmemesi.
Tavsiye ederim. Şu ana kadar 2 senaryomu ve bir sinopsisimi orada onayladım ve sakladım..
Saygılar selamlar
Emrah Dönmez
Emrah bey çok teşekkürler. Bende az önce bu siteyi ve tüm yazılarımı tastikledim.
Bu konuyla ilgili yakın zamanda bir duyuru yazısı hazırlamayı düşünüyorum
Türk Blog Yazarları 5. toplantının ardından
Dün TaximHill Oteli Pera 3 Salonunda 5. Geleneksel Blog Yazarları Toplantısını gerçekleştirdik. Bir kaç deneme yanılmadan sonra sanırım en verimli geçen toplantı bu oldu. Daha önceki sunum denemeleri, dışarıda konuşmacı getirmek çok…
Yorum Yaz