İnanç ve Özgürlük (makale)

russell.jpg

İnanç(1) evrensel mantığın en temelinde yer alsada aksiyomların ötesine geçtiği anda dogmaya dönüşen, kişinin düşünce özgürlüğünü(2) kısıtlayan ve getirdiği sınırlarla düşüncenin hareket sahasını daraltan bir kavram.(3) Örneğin bazı dinlerdeki gibi tamamen “makro a-priori”(4) temeller üzerine inşaa edilip katı kural ve kanunlar koyan skolastik bir öğretiye inanmak naif ve basit bir “hür irade seçimi” gibi gözüksede sonuçları inanç düzeyine göre çok ciddi olabilir.(5) Bu seçim “gerçekten inanarak” yapıldığı an kişi artık dogmatiktir ve bu “kendi kendini hücreye kilitleyip anahtarı pencereden dışarı atmak” gibi bir duruma benzer. Böylece kişi fizik, matematik ve mental dünyanın gerçeklerinden kendini kısmen soyutlar. Fizik, matematik ve mantık kurallarının artık netliğini kaybettiği bulanık bir dünyaya girer. Artık net olarak algılayamaz, net olarak düşünemez ve sonuç olarak evrensel düşünce üretemez hatta evrensel fikirleri anlayamaz hale gelir.(6)

Ancak insan doğasıyla çelişkili gibi gözüken bu duruma dünya nufusunun çok büyük bir kısmı tarafından -çoğunlukla bilinçsiz olarak- rağbet edilmesi basitce açıklanabilir; Temel olarak her tür için öncelik “üremek” ve “hayatta kalmaktır”. Modern insan içinde asıl olan budur. Modern insanın üreme ve hayatta kalması için fizik, matematik ve mental dünyayı kavramaya çalışması kesinlikle bir zorunluluk değildir. Hatta bir adım ileri gidip tüm insan nufusunun felsefi sorulara cevap aradığı bir dünya hayal edebiliriz.(7) Günümüz şartlarında insanlık için sonuç tam bir kaos ve yıkım olurdu ki işte bu noktada insanlığın evrim teorisinin ortaya koyduğu esaslara uygun olarak evrildiğini ve hayatta kalma kuralı gereğince büyük çoğunluğu frenlendiği sonucuna ulaşabiliriz. Tabii aynı şekilde küçük azınlığın ilerlemeye devam etmesi gene insanlığın yararınadır.(8) Ancak inanç inançsız gibi gözüken o küçük azınlığa bile kısmen nüfuz etmiştir.

Örneğin teizmin tam zıt kutbu ateizm(9) -ne kadar rasyonel görünürse görünsün- bir inanç, bir dogmadır. Teist tanrının varlığına inanırken ateist tanrının varlığını reddeder. Ama bu reddediş herhangi bir ispata dayanmadığından tıpkı teizm gibi dogmatiktir. Mademki Tanrının varlığı yada yokluğu ispatlanamaz(10) öyleyse bu konu üzerinde tartışmak anlamsızdır. Bu görüş “agnostisizmi” doğurmuştur. Agnostik düşünce ortayolculuk değildir çünkü kendini dogmadan tamamen izole eder. -Ortayolcular daha çok deistlerdir. Bertrand Russell gibi ateist sanılan bir çok filozof ise gerçekte agnostiktir.

İnancı her yönüyle ele almak bu yazının sınırlarını aşsada sadece Tanrı ve dinler düzeyinde kalmak ciddi bir hata olurdu. Bu yazının asıl amacı “her türden inancın insan aklının hareket sahasını daralttığı” savını ortaya koymaya çalışmaktır. Bu bağlamda her türden doktrini inanç haline getirmeninde din kadar etkili bir tehlike olduğuna değinmeliyim. Bu duruma en ironik örnek olaraksa “inanmış sosyalistler” gösterilebilir.

Faşist doktirinler ırk, din gibi dogmatik silahlarla tamamen inanca açık “çekirdek aileye” oynarken sosyalist doktrin bir düşünce sistemi sunar. Diyalektiğe(11) açıktır ve kişi değerlendirme sürecinin sonunda doktrini kısmen yada tamamen benimser, revize eder yada reddeder. Ancak sonuç ne olursa olsun bir inanç durumu yada inanma-inanmama hali sözkonusu olamaz. Ancak sosyalistlerin bir çoğu sosyalizmi neredeyse bir din haline getirmiştir. [Bu inanmış sosyalistler tarihte bir çok fiyaskoya alet olmuş örneğin faşizimden farksız stalinist hareketin yükselişine sebep olmuşlardır. Günümüzde ise mitinglerde çobanlığa soyunarak klişe solganlar atan, tamamen hislerden, duygulardan yakalayıp sosyalizmi bir inanç haline getirmeye çalışanlar “büyük kitlelere yayılabilmek için ancak ve ancak insan doğasının inanmaya olan açlığını gidermek” gerektiğini öne sürerek kendilerini savunabilirler. Ki bu konuda haksız sayılmazlarda. Ama bunun sosyalizmin ruhuyla çeliştiği asla unutulmamalıdır.(12)]

Kişi herşeyin izafi olduğu ve -gene izafi- referanslara göre tamamen değişik yorumlanabilen fenomenlerle dolu bir dünyada yaşadığını kabul etmelidir. -En emin olduğu konularda bile septik bakışını korumalı, revizyona hazırlıklı olmalıdır. Bu yolda rasyonaliteden şaşmamak ve düşüncenin hareket sahasını daraltacak her çeşit inanıştan uzak durmaya çalışmak temeldir. Düşünce ancak bu şekilde daha özgür kalabilir. (13)

magritte_.jpg

Açıklamalar

(1) Burada “inanç” aksiyomatik kabulleniş anlamındadır. Mecburiyetten doğmuştur ve akla en yatkın seçimi destekler.

(2) “Düşünce özgürlüğü” derken “düşüncenin özgürlük derecesi”ni kastediyorum. -Bu robotikteki “degrees of freedom” kavramına benzetilebilir.

(3) Örneğin bir dosta inanmak bile o dostunuz hakkında ki düşünclerinizin hareket sahasını daraltır. Zira inanç bağladığınız yönlerini artık sorgulamassınız. Ancak şüphecilik sizi tekrar sorgulayamaya yöneltebilir. -Ki bu septik bakıştır ve dogmacılıkla çelişir.

(4) “Makro a-priori” ye örnek olarak “tanrı”, “mutlak düzen”, “yaratılış”, “kader”, “ölümden sonra yaşam” gibi fizik, matematik ve mental dünya ile çelişen yada ispatı veya çürütülmesi -en azından bugün için- imkansız olan örnekler gösterilebilir. Bunları “makro” olarak tanımlamamın sebebi ise kişi ve toplum üzerindeki etkilerinin makro oluşudur. -Örneğin Ambivalens yaratabilirler yada tarihin akışını değiştirebilirler. Zararsız a-prioriye örnek olaraksa; “fal”, “astroloji”, “uçan daire” gibi şeylerin varlığını iddia etmek sunulabilir.

(5) Mavi hap?-Kırmızı hap? Bknz. Matrix Filmi.

(6) Tabiiki düşünür, akıl yürütür, fikir üretir ama evrensel fikirler üretemez yada evrensel fikirleri tam olarak değerlendiremez diyorum. Zira o artık farklı bir evrende yaşamaktadır.

(7) StarTrek’ deki Vulkan toplumu buna örnek gösterilebilir. Bu toplumun başarısı göreceli küçük nufusunun tüm temel, genel ve entellektüel ihtiyaçlarının karşılanabilmesine dayalıdır.

(8) Romantik bir bakış açısıyla bakıldığında özgürlük adına kimi zaman ölümü bile göze alabilen insan aklının gene kendi öz iradesiyle yarattığı bu ilginç çelişkisini felsefi düzeyde tartışmak bu yazının sınırlarını aşsada sıkca yaşanan yaşama dair trajikomik bir örneği belirtmek isterim; “Evrim teorisini” reddedip “yaratılış inancını” kabul eden bir biolog, zoolog, yada tıp doktorunun kendi mesleğini en temelinden reddetmesine karşın kendini gene o meslek grubunda görmesi sıkca karşılaşılan ironik bir durumdur.

(9) Burada güçlü ateizm kastedilmektedir.

(10) Tanrının varlığının ispatını gene Tanrı tarafından yollandığı iddia edilen bir kitap yada yazılı metne dayandıranlara şunu okutun; “Bu satırlar vahiyle gökten inmiştir ve Tanrı artık varolmayacağını bildirmektedir!” Böylece en azından felsefi olarak skoru eşitlersiniz. -Eğer latince, arapça yada ibranice çevirisini okutursanız daha da güzel olur.

(11) Burada “tez-antitez-sentez”ci Hegel diyalektiği kastedilmektedir.

(12) Burada en güzel örnek Cumhuriyetci Halk Partisidir. Sol görüşü savunan bir parti çizgisinde görünsede aslında en faşist, en dinci partiden daha beterdir. Örneğin günümüzde kemalizmi resmen bir inanç haline getirmeye çalışmış ve dinci bir parti gibi davranmıştır. Geçmişte ise “varlık vergisi” gibi ırk ve din ayrımcısı uygulamalarda bulunmuş faşist bir parti gibi kendi vatandaşlarına eziyet etmiştir. Beterdir zira yanar dönerdir, rüzgar gülüdür…

(13) Bugün için tamamen karşısında olduğum faşizm bile uygun koşullar altında nasıl canı gönülden destekleyebileceğim bir sistem haline gelebilir bunu kısa bir anekdotla açıklamak isterim; “Gelecekte bir gün dünya gaddar, acımasız ve mantıksız bir uzaylı türü tarafından istila edilme tehdidiyle karşıkarşıya kalır. Bu tür o kadar yıkıcıdır ki karşısına çıkan her medeniyeti istila edip kaynaklarını sömürmüş ve yok etmiştir. Bu tür zekidir ama bir virüs yada bakteri kadar aşağıdır da. -Bunların yavruları bile içgüdüsel olarak sadece öldürmek ve acıvermek üzerine oyunlar oynarlar….” İşte böyle bir türe karşı en faşist ve acımasız tutumu sergileyeceğimden emin olabilirsiniz. Zaten bu da hayatta kalma içgüdümle çelişmeyen “akılcı” bir tutumdur.

Kaynakça

[Bu makalede hiç bir kaynaktan alıntı yada derleme yapılmamıştır.]

10 yorum ↓

#1 aslıhan on 11.07.07 at 7:14 pm

Bu yazıdan hiç bişe anlamadım açıklarmısınız?

#2 barış atasoy on 11.08.07 at 1:50 pm

Bana anlamadığınız yerleri çizerek mail atın açıklayayım, ben çok anladım çünkü.

#3 barış atasoy on 11.08.07 at 2:03 pm

Sosyalizmin neden panikle karşılandığını da yazıya katarak çok güzel bir iş yapmışsın. Zira özellikle entellektüel çevrelerde -sağcıların entellektüel kesimini kastediyorum- sosyalizmin “aman Jaguarlarımızı alır bunlar” tepkisinden öte bir tepkiyle karşılanmasını açıklayan bir görüşe ihtiyaç vardı. Türkiye’de sosyalizmin hiç oluşmamış, oluşurken de kafasının koparılmış olmasının nedeni budur; zira çarpık düzeni kamufle etmek ihtiyacı vardır. CHP, kurnazlıkla bu boşluğu doldurdu. CHP’ye oynayanların bile görmediği, ya da görmek istemediği gerçek, Atatürk’ün aslında devletçi değil, kapitalist bir sistem önermesi, özellikle ABD’yi pençesine alan 1930 buhranından sonra İzmir iktisat kongresi kararlarını konjonktür değişene kadar askıya alması, devletçiliği geçici olarak önermesidir. Yani Atatürk için devletçilik geçici bir dönemdi, ölümünden sonra ise İnönü tarafından kutsandı. Böylece aslında Osmanlı’dan miras alınan asker-bürokrat takımı da düzene ayrılmaz biçimde yamanmış oldu; bahsedeceğini -walmart konusunda- biliyorum ama, Türkiye’de kapitalizm olmamasının nedeni, devlet-bürokrasi-bürokrasinin müteahhidi arasında kurulan bu çarpık gelir “dağıtımı” düzenidir. Keza, aynı kesimin karşı çıktığı türban ve yobazlık meselesi değildir; nitekim eğitim sistemindeki rezillikler hakkında -evrim teorsinin inkarı gibi- ne CHP, ne Çağdaş Yaşamı Destekleme derneği gibi derneklerin, ne de genelkurmayın ciddi bir tepkisi yoktur. Oysa Türkiye’nin yobazlık sorunu türban değil, eğitim sisteminin yetersizliği ve hurafelerle dolu olmasıdır. Hatta, bu konuda YÖK’ün bile tepkisi yoktur! Türban, aslında “ötekilerin” kapitalist bir düzen kurabilme, ya da mevcut sistemi kendi adamlarına hizmet eder hale getirme paranoyasını temsil eder.

Keşke biraz da felsefe konuşabilsek ama herşey o kadar yamuk yumukki, gerçekten konuşmaya değer şeyleri konuşmaya zaman ve mecal kalmıyor.

#4 levent soyarslan on 11.08.07 at 2:31 pm

Güzel yorum, güzel eklemeler….

Gerçektende bu yazıda maksadım biraz felsefe patlatmak olsada asıl amacım; “kapasitesi olupda inançlar yüzünden harekete geçemeyen inanmış beyinlerin özgür kalmalarını” arzuladığımı ifade etmekti.

Aslıhan demek istediğim şeyin türkçesi şu: “free your mind!” :)

#5 emin bıyık on 01.10.08 at 4:07 pm

Ordo ab Chao (kaostan kaynaklanan düzen)

Hagel ibnenin tekidir.!!(Türk Kavramı dünyada kimse böyle bir yakıştırma yapmaz) doğru emin bıyık olduğumu anlaman için yazdım, yoksa Emin bıyık böyle felsefi konular yazmaz diye düşünürsün!!

Hagel 1770-1831

Çoğunlukla Hagel dialekti diye bilinen illuminati felsefesini geliştirmesiyle tanınır.Hagel insanın sadece “”Mantık”” sayesinde özgürlüğe kavuşabileceğine inanıyordu.Hagel’e göre Tarih üç basamaklı bir değişim süreciydi;
Tez.Antitez ve Sentez

İlk Önce,Tez aşamasında,Krizler ortaya çıkar ve halkta Korku hat safaya ulaşır.İnsanlar mevcud duruma sinirlenir ve bazen çılgına dönerler.Yaşanılan Ümitsizliği korkuyu bazen de paniği gidermek için Bunun karşıtı bir durum yaratılmalıdır.Bu karşıt durum Antitezdir.
Bu sosyal sürecin üçüncü aşamasında,Probleme uzlaşmacı bir çözüm yani sentez getirilir.Karşıt güçlerin (tez ve antitez ) çarpışmasında anlaşılan denge geçicidir.

Bu dengede olma durumu,yeni Tez olur.Birkez daha karşıtlıklar ortaya çıkar ve böylece Dengede yavaş yavaş ilerleme kaydedilirken ,çarpışma kaos devam eder.

Hagel dialektindeki sürecin işleyişi İlluminati’ye parlak bir fikir verdi;Neden kiriz Yaratilmasın?Neden şikayet edilecek bir durum ortaya çıkmasın?Neden insanlara korku aşılamak ve kargaşa yaratmak için gizlice çalışılmasın?neden kendi karşıtını yaratmayasın? Bu sayede yöneticilere,İlluminati’ye Çıkar sağlayacak değişiklikler planlanıp düzenlenebilirdi.

Hagel İluminati’nin iki yüz yıl boyunca Kullanacağı yıkıcı ve ölümcül teoriyi yaratan bir işbirlikçiydi.Hagel elbette, insana özgürlük getireceğini düşündüğü “”Mantık”Kelimesinin, gizli efendiyi ifade eden şifreli bir sözcük olduğunu biliyordu.

Helena Blavatsky,çığır açan kitabı Gizli öğreti’de Gizli efendini adını Yazmıştır.””Mantık” “bilgelik yılanıdır” diye yazıyordu Yani başka bir ifadeyle;şeytan.

Bununla ilgili; izlememi önerdiğin bir filimi hatırlatırım sana “”V for vendetta.

İsterseniz;
“Deccal ın Küçük boynuzunuda yazayım,

eski bir dost.

#6 emin bıyık on 01.10.08 at 4:33 pm

PARANOİD BASKICI RUH HALİ,
Umarım sayfanızda yer bulur.!!

Paranoya bir akıl hastalığıdır,Fakat paranoid ruh hali bir kişilik tipidir.

Çevremizde gördüğümüz bazı zor insanların farklı özellikleri vardır.Bu özellikler Şunlardır.

1.Kuşkucudurlar.: Yaterli bir temele dayandırmaksızın başkaları tarafından sömüreleceği ve kullanılacağı veya zarar göreceği beklentisi içerisindenirler.

2.Güvensizdirler.:Yerli yersiz dostlarının veya iş arkadaşlarının kendilerine olan bağlılıklarını ve güvenirliklerini sorgular.Sürekli savunma duygusu içerisindedirler.

3.Alıngandırlar.: Basit söz ve olaylardan aşağılandığı veya kendilerine kötülük yapıldığı şeklinde anlam çıkarırlar.Komşularından “beni rahatsız etmek için çöpü dışarıya erken koydu” diyerek kuşkulanırlar.

4.Kincidirler.: Kin beslerler;kendilerine yapılan onur kırıcı davranışları veya görmemezlikten gelinmeyi unutmazlar,affetmezler.

5.Sırcıdırlar.:Fazla sır saklarlar.Söylediklerinin kendilerine karşı kullanılacağından yerli yersiz korktukları için Başkalarına kendi sırlarını vermezler.

6.Öfkelidirler..:Önemsenmemeye veya ggörmezlikten gelinmeye öfke ve karşı saldırı ile tepki gösterirler.

7.Kıskançdırlar..:Yerli yersiz kıskançlık gösterir,eşlerinin cinsel sadakatini sorgular.

#7 emin bıyık on 01.10.08 at 5:31 pm

Levent -Barış Pas verinde Bizde oynayalım!!!!
Top sizin oyunu siz kuruyorsunuz.!!!!İzin verirseniz bende oynayabilirim:

Levent alıntı:
“Gelecekte bir gün dünya gaddar, acımasız ve mantıksız bir uzaylı türü tarafından istila edilme tehdidiyle karşıkarşıya kalır. Bu tür o kadar yıkıcıdır ki karşısına çıkan her medeniyeti istila edip kaynaklarını sömürmüş ve yok etmiştir. Bu tür zekidir ama bir virüs yada bakteri kadar aşağıdır da. -Bunların yavruları bile içgüdüsel olarak sadece öldürmek ve acıvermek üzerine oyunlar oynarlar…
———————————————————-
Bu oyunları kimin oynadığını ve insanlığa neler yaptıklarını sıranın Bize doğru geldiğini Görüyorsundur umarım.Ben hazırım!!

Amerka-İsrail-İngiltere Üçlüsü.

#8 emin bıyık on 01.10.08 at 6:05 pm

Umurım Yayınlarsın Sayın Moderatör;yada editör,

Hastayım, evrim teorisini kanun gibi görüp Tartışmaya kapamanıza,
Barış özellikle sana söylüyorum,Adı Üzerinde Teori.

1-teori çürutülebilir,kanun çürütülemez
2-teori evrensel degildir,kanun evrenseldir

kanun telli, teori üflemelidir.

Adı üzerinde teori, ve hiçbir zaman pratiği olmayan varsayım…
Sizler Felsefe Yaparsınız,Ama Yoğurdun kaymağı misali;üstten Üstten.

Önce bilim Sonra dünya görüşü.!
Siz Önce Dünya görüşümüz sonra bilim diyorsunuz,
Darwin Soytarının tekidir ve kafası hiç çalışmaz;yalanmı levent sen bu adamı tanırsın.Yahudi olduğu için Teorileri İş yapıyor. Bu tamamen yahudilerin pazarlama tekniğidir.
Bu herif Tanri İnektir deseydi; Birçok insan İneğemi Tapıyor olacaktı.

neyse, Çok zeki İnsanlarsınız Umarım birgün hayalkırıklığına uğramazsınız.!!

Dış haberler,

ABD’de Hıristiyan bir biyoloji profösörü, evrim teorisini kabul etmediği gerekçesiyle işten atıldığını öne sürerek, Woods Hole Oceanographic adlı enstitü aleyhine 500 bin dolarlık tazminat davası açtı. Nathaniel Abraham (35), evrim teorisini bilimsel bir gerçeklik olarak tanımadığını enstitü yönetimine anlattıktan sonra işine son verildiğini ifade etti.

#9 caner luele on 02.09.08 at 4:31 pm

syn emin bıyık;;

öncelikle “Hagel değil, Hegel”…

Bahsi geçen ve sizin hakaretle bahsettiğiniz kişi felsefi düşüncede, bilgi teorisinde büyük buluşlara imza atmış bir kişidir. Diyalektik yöntemi ortaya çıkarması bile tek başına onun adından yüzyıllarca bahsedilmesine değerdir.
Size uymayan bir görüş varsa mevcut, bunu, size uymadığını söylerek belirtmeniz felsefe üzerine yapılan bir görüş bildiri olarak daha “uygun”dur. Hakaret ettiğiniz kişi kendisi idealizmi doruk noktasına çıkaran kişi olarak aynı zamanda, Marx’ın etkilendiği, yani materyalist felsefenin beslendiği kişidir. En azından biraz daha bilgilenmeden üslubunuza dikkat ediniz, uygun olmuyor…

#10 izzet öner on 04.09.08 at 12:34 am

Yazıda Savunulan Dogmatik Düşünceleriniz Var. Akıl Yanılır Fakat Sonunda Doğruyu Bulur. İşte Akılla İnsan Tüm Yaratıklardan Farklı Olur Ve Allahı Rahatlıkla Bulur Yaratıcının Varlığı Tartışıla Bilir Tartışılamaz Diyip Konuyu Kesenler Aslında Fikirlerine Sınır Getirenler Asıl Onlardır.Risal-i Nurda İnsan Akılla Allahı Kendini VAr Olarak Bildiği Kadar Bir Netlikte Bulur.(Nokta virgül Kural zaman mesele asıl fikirse yazdım zaman ve mekan ancak bu kadar müsade veriyor saygılarımla)

Yorum Yaz